Bir zamanlar, yeşil ve geniş bir ormanda, Cesur adında küçük bir tavşan yaşıyordu. Cesur, diğer tavşanlardan farklıydı. Oysa adı gibi cesur değildi, ama olmak istiyordu.
Bir gün, Cesur'un en iyi arkadaşları Sincap Sami ve Kirpi Kaya, ormanın en karanlık bölgesine gitmişlerdi. Güneş batmak üzereydi ve hiç kimse onları görmemişti. Cesur, arkadaşlarını kurtarmak için ne yapması gerektiğini biliyordu: ormanın en derin, en korkutucu yerine gitmek.
Cesur'un kalbi çok hızlı atıyordu. Ayakları titriyor, kulakları geriye doğru yapışıyordu. Ama o yine de ilerledi. Çünkü gerçek cesaret, korkmuş olmakla birlikte doğru olanı yapmaktır.
Yolda, Cesur bir baykuşla karşılaştı. Baykuş çok korkutucu görünüyordu, ama Cesur ona nazikçe sordu: “Lütfen, arkadaşlarımı gördün mü?”
Baykuş, Cesur'un cesaretinden etkilendi. “Seni yardım etmek istiyorum,” dedi ve onu doğru yöne gösterdi.
Sonunda, Cesur arkadaşlarını buldu. Onlar bir çukura düşmüşlerdi ve çıkamıyorlardı. Cesur, hemen bir dal buldu ve onlara yardım etti. Hepsi birlikte çıktılar.
Ormanın tüm hayvanları, Cesur'un cesaretini kutladılar. Ama Cesur, en önemli dersi öğrenmişti: Gerçek cesaret, korkularını yenmek ve başkalarına yardım etmektir. Artık, adı kadar cesur olan bir tavşan olmuştu.
O günden sonra, Cesur Tavşan, ormanın en cesur ve en sevilen hayvanı oldu. Ve her zaman, arkadaşlarına yardım etmeye hazır oldu.
